Gereksiz Bürokrasi

Bu biraz daha farklı, sonbaharda bahar alerjisinden dolayı insanın gözünün şişmesi ve kapanacak konuma gelmesi trajediye dönüşüyor.

Biliyorum göz bölümünün acilinde muayene olmak için göğüs hastalıkları bölümüne gidip (200 metre) bilgi işlem kağıdı gerekiyor.

Önce kağıdı almaya gittim, doktora gözükmem gerekiyormuş.

Gogol Bordello
Gogol Bordello

Doktor acil kapısında sigara içiyordu dedim durum bu. O pis elleriyle açık havada gözümü ön muayeneye soktu. Kağıt almadan değil muayene etmek içeriye adımımı atmam dedi gittim kağıdı almaya. Geri zekalı memur ise doktora gözüktün mü? Bak yoksa kağıt vermem dedi. Ulan mal herif zaten 2 çarpı 200 metre yürüttün daha ne sik istiyorsun? diyemedim ya buradan serzenişimi sunuyorum.

Bu ülkede tüm işler böyle, gereksiz bürokrasi yumağının içinde kayboluyorsunuz.

Muayene etti ama hiç içine sinmeyen bir şişlik olsa gerek ne olduğuna karar veremedi ve biraz da vicdan yaptı. 2 hafta içinde geçmezse tekrar gel dedi. Yahu 2 hafta içinde kanser bile iyileşir, benim için önemli olan insan içine çıkabilecek kıvamda gözümün normale dönmesi.

Daha önceki şişmede kullandığım ilaçları sordu, Latince’nin M’sinden anlamam nereden bileyim. Zaten bu yükümlülük hastada değil, sağlık bakanlığının hasta veri tabanında tutulmalı.

Öyle işte. Gereksiz bürokrasi, egoları götü kadar olmuş doktorlar ve kolu bir fırıncı kolu kadar kıllı hemşireler. Gözüm olmuş Gogol Bordello.

Kölelik

Bir gün uyandığımda hayatımın değişeceğine hiçbir zaman inanmazdım. Osura osura uyumuş, zaten uyumadan önce de değişim için pek efor sarf etmemiştim.

Yine agresifliğin azami surette olduğu uykusuz geçeceği belli olan gecelerden birinde, sadece vicdan rahatlatma adına CV gönderdim ve tıpkı diğerleri gibi önemsiz görüleceğinden, aramaya dahi tenezzül etmeyen insanların önüne düşeceğinden emindim.

Aramaya tenezzül etmeyen, para hırsları kendi götü ve göbeğinden daha büyük olan bu insanlar tarafından ‘seçilmiş’ olmak benim gururumu kırabilirdi.

Yanıldım. Arandım. İşe alındım.

Beni işe alanı yanılttım daha ilk iş günümde çalıştım.

Rami, 40 yaşlarının başlangıcında götü göbeği büyük, para hırsı en az bu organlarının yan yana yürümesinden daha çok yer kaplayan kültürlü bir işveren. Patron. Yıllardır meslekte işaret parmağı çürütmüş. Bu mesleği sadece para için yaptığı belli ama prestij kaygısı da var. Yaptığı iş asla fason değil, gayet düzgün çalışan titiz insan. İş hayatının dışında da öyle zira sıçmaya giderken kolonyalı mendili yanındadır.

İkinci günümde biraz daha rahattım çünkü benim çalışmam için onun da çalışması gerekiyordu. Çünkü ben yardımcıydım.Ama beniboş bırakmak istemedi, sanırım biraz da gururuna dokundu. O bilgisayar işlerini hallederken bana ufak tefek işler verdi. Bulaşık makinesini çalıştırmayı öğretti.

Bulaşık makinesi var diye sevinirken, ‘yalnız bu buradan su kaçırıyor, ara sıra paspas yaparsan orada su kalmaz’ demesiyle biraz burkuldum. Olsun yahu 1 bardak su paspaslayacağım alt tarafı dedim. Alt tarafını hesaplayıp alttan aldığımız, hayatımıza temas etmiş insanlar üst taraftan canımıza okumuştu.

Bulaşık makinesi çalışınca yapacak işim kalmadığından tekrar ufak işlere yönlendirildim. Bir ara mutfağa gidip kontrol ettim mutfağı su basmıştı. Paspas ile suyun bir kısmını aldım ancak tezgahtan oluk oluk su geldiğinden Rami’ye söyledim. Gelip baktı, normal olduğuna karar verdi. Pet şişe kesip akan su için lavaboya doğru oluk yapabileceğimi söyledim ama kabul etmedi. Usta çağırmak gerek dedi, çağırmadı. Ben her 10 dakikada bir gidip suyu çektim.

Öğle saatlerine doğru yemeğimiz geldi, masaya oturmak için Rami’yi bekledim. Yemeğe başlayınca kafamdaki soruları sordum. Eskiden iş yerinin başka bir ilçede olduğunu, neden buraya taşındığını, buranın avantajını. Gayet neşe içinde hiç duraksamadan anlattı. Buranın  beklediğinden daha kötü olduğunu söyledi.

“Burada verdikleri 3 kuruş para, ona da her şeyi yaptırmak istiyorlar.”

Bana bakarak söyledi bunu, daha sonra yavaş bir tempoda konuyu değiştirmeye çalıştı. O ‘yaptırmak istiyorlar’ derken ben gözlerimi ondan ayırmış beyaz duvarlara bakıyordum. Bir şeyler daha anlatıp sustu.

Yemek bitince ambalajları çöpe atmamı tembihledi.